Markanızı Hikâye ile Anlatabilir Misiniz?

Sizce de hepimizin bir hikayesi var mıdır? Eğer hayır diyorsanız, yanılıyorsunuz. Çünkü hepimizin hayatı aslında hikayelerden oluşuyor; iyi ya da kötü, eksik ya da abartılmış bizim hikayelerimiz. Örneğin; ilk kez midenizde kelebeklerin uçuştuğunu sandığınız, ilk heyecanlarınızı yaşadığınız çocukluk ya da lise aşkınız. Evlenirken yaşadıklarınız, babanızla ya da annenizle yaşadığınız kavgalar, çocuk sahibi olacağınızı öğrendiğiniz an ve sonrasındaki süreç… Hepsi yaşanmış hikayeler ve hepsi bireylere, yani bizlere ait.




“Hikâye anlatımı, fikirlerinizi dünyaya yaymanın en güçlü yoludur.” Robert McKee


Markaların, işletmelerin kendilerine ait bir hikayesi gerçekten olabilir mi?


Bu sorunun cevabı evet! Bir işletmenin nasıl ortaya çıktığı, kurucu ya da kurucularının nasıl bu işe giriştiği; kaç yılında, ne kadar bütçeyle, nerede kurdukları o işletmenin, markanın hikayesinin başlangıcı oluyor. Sonraki süreçte neler oluyor, nasıl ilerliyor bunlar da hikâyenin devamı ve ayrı ayrı hikayeler olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısı ile hem tek hem de birden fazla hikâyenin sahibi olunuyor.



Mesela Amazon’un bir garajda kurulması, başlarda sitesinde sadece kitap satışı yapılması, Jeff Bezos ve Amazon’un hikayesinin başlangıcını oluşturuyor. Bu hikâye bizi Amazon’a, başarılı olmaya, risk almanın önemine inandırıyor. Belki de böylelikle birileri daha benzer bir hikâye ile sadece küçücük bir oda -Türkiye’de garaj pek ihtimal dahilinde değil 🤷 - içerisinde bambaşka dünyalara yelken açabiliyor.


Bir diğer örnek olarak içimizden birini verelim; Hüsnü Özyeğin ve Finans Bank’ın hikayesi. 2001’de olan krizin en çok bankacılık sektörünü vurduğu, birçok bankanın deyim yerinde ise kapısına kilit vurduğu zamanda Hüsnü Özyeğin’in batma tehlikesi geçiren Finans Bank’ı; New York’ta bulunan dairesini ve bankanın sahip olduğu otomobilleri sattığını, iki günde bir olan temizliğin arasındaki süreyi uzattırdığını ve kullanılan tuvalet kağıdının bile markasını değiştirip kâr ettiğini biliyor muydunuz? İşte tüm bunlar hem bir işletmenin, hem bir markanın, hem de bir insanın hikayesi!



Gerçekten iyi bir hikâye duyduğumuzda beynimizdeki nöral aktivitenin beş kat arttığı gerçeğini göz önünde bulundurursak, hikayelerin markanızın bilinirliğini arttırmada ve ürünlerinizin tanıtımında önemli bir rolü olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, hikâye anlatıcılığının yani storyteller olmanın göründüğü kolay olmadığını da eklememiz gerek. İnsanlarla bağ kurduran, onların kalbine dokunan ve nöral aktiviteyi 5 kat artıran hikayelerin aktarımının kolay olmayacağı da zaten açık değil mi? Ama korkmayın, biz sizin için iyi bir hikaye anlatıcısı olmanın ve marka hikayesini anlatmanın püf noktalarını bu yazıda paylaştık.


Hikâye Nasıl Anlatılır?


İyi bir hikâyeyi gerçekten iyi sunmak için; sade, anlaşılır ve basit bir dil kullanmanız gerekir. Aslında herkesin hayatında olan, bilindik ancak dikkat çekmeyen şeylerle hikâyeyi anlatmak, süslemek belki de en iyi seçenektir.

Beynimiz hikayelere odaklanmış ve programlanmıştır. Olay örgüsünü, karakterleri, hisleri böylece beynimizde tutarız. Ancak çoğu marka bu muhteşem hikayeleri ortaya koymak yerine pdf dosyaları, grafikleri, sunumları ya da akademik dil kullandıkları makaleleri ortaya koyuyor.


Tolstoy’a göre; “Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.”


Bizim için de marka/işletme hikayelerinin temeli buna benzemektedir ya birileri bir işi kurar ya da batmış bir işi kurtarır.

Dediğimiz gibi; en iyi hikâye aslında en sıradan olaylardan oluşuyor. Görüldüğü üzere; bunu biz değil, Tolstoy söylüyor.





Marka hikayesinin yazımının zor olduğunu bilmeniz gerekir. İyi bir marka hikayesi için, edebi hikayelerde de iyi olmanızı tavsiye edebiliriz. Defalarca alıştırma yapmak, başka bir hikâyeyi alıp sonunu değiştirerek tekrar yazmak gibi çalışmalar sizi ileriye taşıyacaktır. En dikkat etmeniz gereken nokta; kitlenizi tanıyıp onlara yeni dünyalar sunmak olmalıdır.


Hikayelerinizi Nereden Aktarabilirsiniz?


Markanızın hikayesini yalnızca sizin bilmeniz ne yazık ki size herhangi bir kazanç sağlamaz. Ancak doğru kanal ile hedef kitlenize ulaşır ve hikayenizi duyurursanız bunun pozitif kazançlarını mutlaka göreceksiniz. Markanızla bağ kuran müşterileriniz, markanızı duyan ve merak eden yeni potansiyel müşteriler, satış oranlarında artış gibi konularda kazançlara ulaşabilirsiniz.

Bir hikâyeyi anlatmak, aktarmak için ise sayısız kanalınız var. Biz birkaçını size sunalım;


1) E-Mail Pazarlamasıyla Cevap Olun: Siz Kimsiniz?




E-Mail Pazarlaması ile potansiyel ve var olan müşterilerinize ulaşabilirsiniz. Sizi yansıtan bir tasarım ile işe başlayın. E-Mail Pazarlaması yaparken anlatacaklarınızı olacak en kısa ve vurucu haliyle anlatmanız gerekir. İnsanların ekrana bakma ve odaklanma süresinin kısalığına, bir de uzun yazıları okumadaki isteksizliğini eklersek iyi görsel seçimi ve kısa ancak vurucu metinlerin kullanımı sizi kurtaracaktır.

Ne denir bilirsiniz; “Az çoktur”.


*Dipnot olarak; kişilerin e-mail adreslerine doğru yoldan ulaşmak da önemli. Bunun için sitenize bir buton eklemek, çeşitli başka kanalları kullanarak mail listenize kaydolmalarını istemek iyi olabilir.


2) İçerik Pazarlamasıyla Çok Daha Fazlasına Ulaşın!



Gerek kendi web sitenizdeki blog kısmından, gerekse iş birliği yapabileceğiniz içerik siteleriyle içerik pazarlamasında yerinizi alabilirsiniz. Örneğin; genç odaklı bir markaysanız ve hedef kitleniz böyle şekilleniyor ise CEOtudent, her kesime ulaşmak isteyen bir markaysanız Onedio ya da Listelist, daha spesifik bir hedef kitlesine ulaşmak için ise meslekleri, cinsiyetleri ilgilendiren platformlarla çalışabilirsiniz.


Ayrıca içerik pazarlamasında seo odaklı yazıların önemini bilirsiniz; ancak herkes bu tarzda içerikleri iyi üretemeyebilir. Böyle durumlarda; hikâyelerinizi seo içerikli yazmaya veya yazdırmaya çalışmak göze hoş gözükmeyebilir. Bu nedenle yazılarınızı pazarlama sektörünün getirileriyle harmanlayıp yazıya dökmek, içerik pazarlamasında öne çıkmanızı sağlayabilir.


3) Dijitaldeki Sosyalliği Kaleniz Yapın.



Bugünlerde milyonlarca kullanıcısı olan, her kesimden her insana ulaşabileceğiniz en güçlü platformlar sosyal medyada bulunmakta. Instagram’da hem işletmeniz için hem de işletmenizin sahip olduğu ürün yani marka için ayrı ayrı hesaplar açarak onların hikayelerini, özelliklerini, nasıl bugüne geldiklerini ve bu süreçte yaşadıkları tüm değişimleri doğru hikayeleştirme ile sunabilirsiniz. Aynı zamanda bu hikayeleri uzun uzun yazamayacağınız için doğru strateji ile kısa kısa takipçilerinize sunmanız doğru olacaktır. Sosyal medyada içeriklerinizi link olarak vermeniz de size ekstra kazanç olur. Ne de olsa her şey paylaşınca güzelleşiyor 😊


4) Podcastleri Tanıma Vakti Geldi.


Genelde hepimizin hikayesi anlatımlara bağlıdır. Kalabalık bir ortamda, ya da baş başa olduğumuzda karşımızdakine hikâyemizi anlatmaya başlarız. Onları canlandıran genelde seslerimizdir. Sesimizle can bulabilen hikâyelerimizi podcastlere sığdırabilir miyiz?

Bizce evet! Dünyada gitgide önem kazanan podcast piyasasında sizde hem kendiniz hem de markanızla yerinizi alabilirsiniz. Serüveninizi dinleyicilere bu kanaldan anlatıp, sesinizdeki duyguyu onlara aktarabilirsiniz. Podcastlerin bize radyoyu dinlemek gibi bir his verdiğini söyleyebilirim, nostalji yenilikle buluşmuşken, ajans olarak biz de yerimizi almaya hazırlanıyoruz diyebiliriz. Ne dersiniz sayın dinleyici? 😉


5) Hikayenizi Çekin.


Hikayelerin görselleştirilmesi hatta görsel bir şekilde hikâye oluşturulması günümüzde çok popüler. Hatta bu popülarite yeni ve değişik şeyleri de son birkaç yıldır hayatımıza katıyor; düğün öncesi videoları, hazırlık videoları, doğum videoları, doğum günü, gezi videoları… Aklınıza gelen, her gün gördüğünüz şeyler aslında bir hikâye oluşturma, onu planlama ve video olarak hayata geçirme evresine dönüştü. Siz de markanızı anlatan, işletmenizde çalışma ortamını gösteren ve daha nice olayları video olarak çekip, gerekli düzenlemeleri yaparak paylaşabilir; hikâye ya da hikayelerinizi bu kanaldan da aktarabilirsiniz.


Yaptığınız her şey, en sıradan anınız bile dilerseniz mükemmel bir hikâyeye dönüşebilir. Dilerseniz insanları güldürebilir, dilerseniz onları ağlatabilir ya da bambaşka bir hissi onlara yaşatabilirsiniz. Tüm bunlar kullandığınız kelimelere ve hayal gücünüze bağlıdır.


Nasıl İyi Bir Hikâye Anlatıcısı Olursunuz?


Bu kısımda yukarıdaki paragrafa benzer, bizim ve birçok kişinin hem fikir olduğu bazı maddeleri sizlere sunacağız;

  • Yazma kısmına geçmeden, kendinizin de bir okuyucu olduğunu unutmayın. Önce çok okuyun, hikayelerin sihrini, doğru kelimelerin kullanım yerlerini kavrayana kadar okuyun. Sonrasında sizin gibi okuyucularınız olduğunu bilerek yazmaya çalışın.


  • Unutmayın, hikâyeler yalnızca kitaplarda bulunmaz. İzlediğiniz filmler, diziler, reklam filmleri, metinler hepsi birer hikâyedir. Hepsini derinlemesine izleyin ve videoları, fotoğrafları yani görüntüleri okumayı öğrenin.

  • Kendinizi tanıyın, sınırlarınızı zorlamaya çalışın.

  • Bir dünya yaratmaya çalışın; yarattığınız dünya kime ait ve nasıl şekillenmeli bunları bulun.


  • Defalarca yazın. İlk yapıldığında her şeyin eksiklikleri vardır. Tekrardan kaçınmayın.

  • Kelimeleri tanıyın, iyi seçin. Lafı uzatmayın ve sade olun. Sadeliğin deyim yerinde ise bir su gibi akmasını sağlayın.

  • Hikâyelerinizi insanlara açın, eleştiriden korkmayın. Tabii eleştiren insanların objektifliğinden emin olun.

  • Her başladığınız hikâyeyi öyle ya da böyle bitirin. Gün geldiğinde işinize yarar şeyler oradan çıkabilir.

Hayatta her şey bizim için. Bu yüzden de kabul edelim ki herkes mükemmel bir hikâye anlatıcısı olamaz. Ama eğer kendinizi tanır ve üzerine çalışırsanız imkânsız da değildir.

Konuyu pekiştirmek için bir örnekle yazıyı bitirmeyi yeğliyoruz.


Ernest Hemingway’in 6 kelimelik hikayesini bilir misiniz?

“Satılık: Bebek Patikleri. Hiç giyilmedi.”

İşte hikâye anlatıcılığı tam olarak budur: En iyisini, en sadesini yaz ve derdini anlat. Peki siz 6 kelimelik bir hikâye yazabilir misiniz? Denemeye ne dersiniz?

Biz de hikâyelerinizi anlatabilmek için buradayız! Okuduğunuz için teşekkürler 😊





Kaynakça

1, 2, 3

© 2016 by SM4RT Solutions.

0 532 579 10 35